Philip Jeck.Cardinal.Touch

Bu ayın Kontrast’ı tümden elektronik oldu ama Philip Jeck’i anmadan olmazdı. 60’lı yaşlarını süren üstad Jeck, ‘80’lerden bu yana deneysel elektronik müziğin en önemli figürlerinden biri. Onlarca pikapla kurduğu orkestralardan, oyun ve tiyatro müziklerine varıncaya dek kıskanılacak bir diskografiye sahip olan Jeck son çalışmasını yine Touch etiketiyle sunuyor. Bit pazarlarından toplanmış pikapları bir enstrüman olarak yeniden biçimlendiren müzisyen tamamen nev-i şahsına münhasır bir müzikal dil yaratmayı başaran sayılı isimlerden biri. Cardinal karanlık dokusu, drone referanslı marazi ses kolajları ve bunların üzerinde yankılanan geniş salınımlı ses kırıntılarıyla birlikte apokaliptik bir ses örgüsü olarak şekilleniyor. Kötücül ultrasonik atmosfer üzerinde bolca gri renkle harmanlanan albüm “ses” olgusunu ters yüz ederek dinleyenleri şaşırtmayı da eksik etmiyor. Özetle ürkütücü olduğu kadar bağımlılık yapıcı içeriğiyle de deneysel işlere meraklı kulaklar için tadından yenmez apoletini hakeden bir çalışma Cardinal.

Mika Vainio. Magnetite. Touch

90’lı yılların başında İlpo Vaisanen ile birlikte kurdukları unutulmaz ikili Pan Sonic’in yarısı olan Mika Vainio kendi kişisel üretimlerine Magnetite ile devam ediyor. Vainio’nun Touch etiketiyle yayınladığı beşinci solo albümü yine soyut seslerle örülü, ambient / drone arasında gidip gelen ama minimal ve analog tınıların sıcaklığını da bir şekilde vermeyi başaran ortanın üstü bir çalışma. Elektronik müziğin mihenk taşlarından sayılabilecek bir grubun elemanı olarak Mika Vainio’nun solo işlerine genel bir bakış fırlattığımızda, bunların her birinde öz olarak bazı ortak yapıların olduğunu ama buna rağmen her bir çalışmada ana omurgaya eklemlenen farklı yapı taşları olduğunu da görüyoruz. Bu defa Vainio...

Tomasz Bednarczyk. Painting Sky Together. Room40. 2009

Günümüzde minimal elektronik müziğe ilişkin üzerine eğilinmesi gereken çarpık yorumlardan birinin; bu yelpazede kendine yer bulan çalışmaların yapıbozuma açık, tek yönlü ve yapay bir kurgusallık alanında yarattıkları öte-gerçeklik dünyasının müzikal yansımalarının; sıklıkla hislerimize dokunmaktan uzak, kimliksiz ve derinliksiz olduklarına ait katı düşünce tarzı olduğunu düşünüyorum. Olağandır ki sevgilimiz başını omuzlarımıza yasladığında dur sana laptopumdan nefis bir Fennesz parçası dinleteceğim demek ilişkinin sadece o anını değil geleceğini de riske atabilir. Ancak müzik olgusunun özünde yer alan “ses” kavramı üzerine odaklanan çok yönlü ve sorgulayıcı bakış açılarının da bizlere keşfedilmemiş tazelikler sunabileceğini es geçmemek gerekir. Sanırım böyle olmasaydı minimal(ist) / deneysel...